Mart, 2006 arsivi

Hoşçakal

Ebrisim, Mart 21, 2006, yazayım ben..

ben gidiyorum dedim,
sen hoşça kal dedin.
sarılmadık ikimiz de

sarılmadığımızı anladık o ana kadar,
daha önce birbirimizi sardığımız gibi.
yanılsadık;
kanıksadık,
ruhumuzun bu flu halini.

sıkılır olduk,
bir şeyler bizi sıkıyordu ama bu nedeni miydi sence
hiçbir şekilde birbirimize eskisi gibi yanaşamamanın,

birbirimize kuru cümleleri kanıksadık.

kıskanır olduk,
hayatın hep birbirimize sunduğu güzellikleri
kendi canımızı göremeden önümüze bakmayı tercih ettik hep.
gözlerimizin yanmasını kanıksadık.

ağlamaz olduk,
ya da sen hiç ağlamadın ki zaten,
ya da sen hiç sıkılmadın, bir şeyleri bilmekten
ya da kıskanmadın, hayatında olmayanları,
ya da anlamadın benim neden sana duru,
ama saklı olduğumu

ya da sen hiç olmadın,
ben öyle sandım.

ben gidiyorum dedim,
sen hoşça kal dedin,
sarılmadık ikimiz de..

Giderken

Ebrisim, Mart 11, 2006, yazayım ben..

Bana cevaplayamayacağım sorular sorma!
İçim acıyor…

Göz gözeyken başkayım, yokken başka
Sen başkasın, bana bakarken
Ve başkayız, başkalarıyla beraberken

Önce sana aşık oldum, sonra sevdim,
Sonra yine aşık oldum!
Hep başka yönlerinle, başka zamanlarda,
Başka ilişkilerim oldu, sen başkalarıyla uğraşırken.

Bana cevaplayamayacağım sorular sorma!
İçim acıyor…

Başka yerlerde başkalaştım sensizliğe
Ama sen ben yokken başkaydın, varken başka
Ama sen bensizken aynıydın, yokken yalnız.

Bunca zaman sonunda ‘sanıyor’ insan..
Bekliyor ki artık her şey başka
Bekleyişler, beklentiler, ilk bakış..
Her şey aynı kalmış,
Her şey başka..

Bir ben değişmişim, bir sen,
Bir sen aynı kalmışsın, bir ben..

İlk bakışına hasret kalmışım meğer
Her günün ilk bakışına
Her saatin ilk bakışına
Bana bakışına.

Bana “nasılsın” diye sorma!
Bilemiyorum,
İçim acıyor…