Sövgü

Ebrisim, Haziran 17, 2008, yazayım ben..

(AL)

Sabah olmuş.
Görmedim.

Şiddetle darbe alan her insan
İlk önce gözlerini kapar.
“Ah!”, “Ahi!”, “Aua!”, “Ouille!”, “Ouch!”
Kendi dilinde haykırır,
Ama ilk gözlerini kapar!

Acıyı tanımlamak için,
Bütün dış öğeleri dışlar beyin.
Acıdan korkmamak için onu tanır!

Sabah olmuş,
Görmedim.
Benim gözlerim korkudan kapalı.
Bilmiyorum bu acıyı.
Tanımıyorum.
Tadım yok, keyfim kaçık!
Açmıyorum gözlerimi,
Güneşin bulutları aydınlatmasına inat.

Yağmur yağıyor.
Görmedim, duydum.
Kulaklarım açık kaldı, sen bir haber ver diye.
Bu acıyı tanımıyorum,
Toparlayamıyorum,
Gözlerim kapalı,
Sövüyorum!

Hoşgeldin

Ebrisim, Haziran 14, 2008, yazayım ben..

(AL)

 

Kokunu öyle çekmişim ki içime,
Benden kopamayasın diye
Meğer sardunyalar kokan bahçelere özendiğimdenmiş.
Limanımdan açılmanı öyle bir izlemişim ki.

 

Ama bilemedin,
Giderken yüzüme dokunduğunda
Her tarafım sen kokuyordu.
Halatların elimdeymiş
Meğer açıldığın deniz, benliğimmiş.

Çık git!

Ebrisim, Haziran 13, 2008, yazayım ben..

Ne zaman karnıma ağrı girse,

Seni mi hatırlayacağım ben?!

 

Büyük boşluğun ağrısı mı bu?

Sonsuz hafiflikte her basan ayağın ağırlığı belki.
Seni öğütemedim,
Üzerine yığamadım başka düşleri.

Kaldın orda, kaldırıldım.
Hayatımın dekorasyonlarını bezedim ustalıkla,
Gümüşler, paha biçilmez ahizeler,
Büyük duvarlar, yüksek tavanlar.
İhtişama uzandığım her adımda,
Her yükselen tavanda, her çıkılan katta
Biraz daha büyüdü içimdeki boşluk,
Ve senin ayak izlerin ağrıttı karnımı,
Her gece.

İnançlarım sarsıldı, sarsıldım.
Ustalıkla doldurmuştum içimi
Kendi çizdiğim inançlar,
Çözüme müsait paradokslar,
Beynimin sonsuz ve yorulmayan enerjisi
Dışardan tekmeler attın büyük duvarlarıma.
İlk delikten sızdın ve çamurlu ayaklarınla,
Kirlettin havasını boşluğumun.

Her karnım ağrıdığında,

Seni mi hatırlayacağım ben.
Tamam, anladım, çözdüm.
Bitir artık!
Çık git!
Tavanlarım boşluklarıma çöküyor,
Çöküyorum!
Altında kalma.

Ballı Pesimist

Ebrisim, Haziran 11, 2008, yazayım ben..

Bir bardaktan diğerine,
Boşanıyor yağmur.
Bir ben görüyorum yağdığını.
Güneş’inden boşanıyor yağmur,
Gökyüzünden, benim yüzüme.

Yeşile yağıyor yağmur,
Mavisini bırakıp.
Bir ben soruyorum,
Neden değişti fikrin diye
Göğü bırakıyor yağmur
Arkasında parlayan bir güneş bırakarak.

Korkuyorum, korkutuyor.
Olduğum yerde dönüyorum.
Görmeden merkezi.
Islanıyorum, ısınıyorum diyor.
Yoruldum, ağlama diyor.

Isınıyorum, ısıtıyor.
Beni çekiyor yanına güneş.
Buluta saklanıyorum.
Çekiyor tüm derdimi güneş.

Bir bardaktan diğerine,
Boşalıyorum.
Bir ben görüyorum ağladığımı,
Bir de çoktan herkesin unuttuğu yağmur.

Francesco Landini

Ebrisim, Mayıs 23, 2008, yazayım ben..

(AL)

1325′te Fiesole’de doğdu,
1397′de öldü.

İlk okuduğumda bu bilgiyi
Çiçekler arasında bir ölüm hayal ettim.
Don Corleone gibi domatesler arasında değil
Yemyeşil bir bahçenin ortasındaki
Güzel kokulu bir papatya tarlasında.
Yandaki çeşmeden gelen su sesi
Artık huzur vermeyinceye kadar,
1397′de Floransa’da ölmek!

Çok imrendim sana France!
İlk kez senin, sonuna imrendim.
Çünkü karşımda duruyor,
Ve sana bakıyor France!

İlk kez senin, sonunu düşündüm.
İlk kez senin sonunu istedim.
Çiçekler arasında
Yandaki çeşmenin suyu
Artık temizleyemeyinceye kadar,
2008′de Floransa’da ölmek!

Ne mutluluk, ne huzur, ne zevk!
Temiz hava, ciğerlerime
Dolamayıncaya kadar!

Sogno Mio

Ebrisim, Mayıs 14, 2008, yazayım ben..

(AL)

Bana karşı hissetmediklerinin hepsini
Ödünç aldım senden,
Rüya görmek için!

Kendime ispatlayamadıklarım ne kadar açıkmış
Kendine sakladığın duygularında.
İmkansıza hep bakmak ne kolaymış,
İmkana yakın duran tarafta!

Zamana yazıkmış duygularım
Uzun ama çabuk geçen zamana
Sana yazıkmış içim ve sen yazık olmuşsun bana.

Hayal etmek istediğim hislerin hepsini
Ödünç aldım senden,
Rüya görmek için.

Görmem lazım!
Bana ne hissetmediğini bilmem lazım
Bana..
Biraz daha rüya lazım.

Sana uzunundan “Eey”li şiirler
Bana sadece sıcak bir kol lazımken..

Ben, bana karşı söylemediklerini
Ödünç aldım senden.

Seni geride bırakamayacak kadar aşık,
Vazgeçmeye çalışamayacak kadar yorgunum artık.

Ve bir ışıksız sabahla dost olacak kadar,
Kendimleyim.

Bana yaşatmadığın benin hepsini
Ödünç aldım senden
Rüya görmek için..
Ve bir rüya için ödünç alınacak bunca şey vermişim!

Ben rüyama yazıkmışım,
Rüyam benden hevesli.

Gelme

Ebrisim, Mayıs 14, 2008, yazayım ben..

Canım sıkkın biraz..
Son yudumu kalmış çayımın.
Dibinde şeker..

Seni hayatıma karıştıracağım kaşığımı
Evde unutmuşum.

Tat olsun diye kattığım şeker,
Tortu olmuş,
En iyi demlediğim çaylarıma,
Pişmanlık taslıyor!

Seni hayatıma karıştıracağım kaşığımı
Evde unutmuşum
Canım sıkkın biraz..

Yüzük

Ebrisim, Mayıs 6, 2008, yazayım ben..

Bir yüzüğüm var,
Sağ elimin yüzük parmağında.
Gören nişanlı sanıyor
Alakası yok! Teyzem aldı
Halbuki.

3 halka, 3 farklı Doğa
Her evde unuttuğumda
Artık hangi zamansa..
Taktılar zincirlere
Astılar boyunlarına.
3 halka, 3 farklı gerdan
Hepsi kokusunu bıraktı üstünde.

Bir yüzüğüm var,
Sağ elimin yüzük parmağında.
Gören nişanlı sanıyor
Alakası yok! Yalnızlığımın kanıtı
Halbuki.

Dediler!

Ebrisim, Nisan 23, 2008, yazayım ben..

“Aşkta gurur olmaz” dediler,
“Aşkta kural olmaz” dediler,
“Erkekler ağlamaz” dediler,
“Erkek korur, kadın korunur” dediler,
“Ruh ikizinizi bulun” dediler,
“Kadınlar romantiktir, erkekler mantıklı” dediler,
“Aşk zor bulunur” dediler,
“Cinsel tecrübe yosmalıktır!” dediler,
“Erkeğin çirkini sadık olur” dediler,
“Önemli olan sadece iç güzelliği” dediler,
“Güzel kadın salak olur”,
“Akıllı kadından korkulur” dediler,

Başarısız erkeğe yetersiz,
Başarılı kadına orospu,
Uzun ilişkiler yaşayana mazbut,
Kısa tutanlara çapkın dediler,
“Çapkınlık erkeğin elinin kiri” dediler.

Sevgililer gününü hediyeyle,
Dürüstlüğü, kıvrak zekayla ölçtüler.

Medeniyet hasreti çekip,
“Erkeğin maçosu makbul” dediler.

Kadınlığı anladığını sanan adamlara uzman,
Erkekleri anladığını sanan kadınlara “nasıl olsa hepsi aynı” dediler.

Çiçek alınca affedilmeyi bekleyip,
Sıkışan sinirlere cevap vermeden susmaya erkeklik;
Mutluluğu “sahiplenme” ile ölçmeye,
Korunmasız kuş karakterine bürünmeye kadınlık dediler;
“Seven adam kıskanır”, “Kıskanılan kadın mutludur” dediler.

Bi de herkesi ikna ettiler,
Gurursuz, duygusuz,
Herkesin kendini en önemli sandığı, bencil
Sahte aşklar yarattılar.

Düşündüm..
Elimde patladı romantizm
Aşklarımın içine ettiler!

Şşşt!..

Ebrisim, Nisan 23, 2008, yazayım ben..

“Sokakta bağırılmaz” diye kızdı çocuğa annesi!
Bağırmadı.

Nerde bağrılır diye düşündü, akşama kadar düşündü çocuk..
Babası geldi, yorgun. Televizyon karşısında uyudu.

“Baba, bu gün n’oldu biliyor musun?” diye özleyerek babasına koştu çocuk.

Tek gözünü açabildi, sersemledi baba.
Bi zılgıt oğlana, bi zılgıt hanıma, bağıra çağıra.

Büyüdü çocuk
Kızgındı çocuk
Evlendi çocuk
Ama bağırmadı sokakta.

Özetimi geçeyim de..

Ebrisim, Nisan 23, 2008, yazayım ben..

Bana ulaşacağım başarılar sunsaydın, heyecanlı olurdu sana ulaşmaya çalışmak,
Sen bana başardıklarımı hatırlatıp durdun.
Bana seni mutlu etmek için fırsatlar sunsaydın, mutluluk aradığını bilebilirdim en azından…

Bana, sana gösterdiğim düşleri anlatma, beni kendi düşlerine al!
İstediğimde gerçeğe dönebileceğim kapıları olsun.

Bana, benim özgürlüklerimi anlatma,
Özgürlüklerini savunma.
Kendimi, kendini özetleme.
Özetlere sığmaya çalışma, hayatıma gir!

Bana yapacağın yanlışların korkusunu anlatma,
Yanlış dediğini yapacaksan illa;
Bana güvenmeden onları yap.

Benim erkekliğimi, bana açıklama..
Kadınlığının tariflerini benden bekleme.
Kadın olmanın avantajlarını yaşadığını kanıtla bana
Erkekliğimin güzelliklerini ben bileyim..

Gözün kapalı güven bana
Gözün kapalı bakma.
Bana yaşadıklarını yorumlatma.
Yorumladıklarını anlat.

Sırf seni çok seviyorum diye,
Kendini bana emanet etme.

Beni yalnızlığının ilacı sanma,
Beraberliğin güzelliği olarak kabul et.
Yalnızlığımızı kabul et..

Bana, bıktıklarıma bahaneler aratma;
Bıktıklarına çözümler…

Bana sevilmişliğin büyüsünü anlatma, sev!
Ben anlarım..

Anlamıyosam terk et beni,
Sensiz nasıl yaşayacağımı düşünmeden bırak beni
Ne kadar üzüleceğimden tatmin olmadan!

“Kafam Karışık”

Ebrisim, Nisan 23, 2008, yazayım ben..

Ağlıyordu oğlan,
İtinayla yardım ediyordu kız.

“Aldatılmak, öğrenene kadar çok kolaymış” dedi oğlan,
“Üzülme, geçer.” dedi kız, basitçe
Başını yasladı kız,
Başını yasladı oğlan.
Bilinçsiz bir bilgelikle öptü kızı.

“Yapma! Kafan çok karışık” dedi kız,
“Artık seninki de karışıyor” dedi oğlan
“Zaten devrimizin yanlış deviniminde,
Kafalar yeterince karışmadan
Kalpler çıkmıyor ortaya”dedi oğlan.

Öptü kız,
Öptü oğlan, basitçe.
Tenler birbirine acımsar bir özen gösterdi.

-

Orgazm sigarasının izmaritini camdan attı oğlan,
Küllerini havada yakalayamadı kız.

Ağlıyordu oğlan,
“Karışık kafalardan fışkıran aşk,
Kalpler karışınca fütursuz boşalıyor insan” dedi kız
Gömleğini giymiş gidiyordu oğlan..

Bir kez daha boşluğa düşüyordu aşk,
Küllerini havada yakalayamadı kızla oğlan.

Şubat’07

Sinirlenme sen şimdi bana ama,

Ebrisim, Nisan 22, 2008, yazayım ben..

Başka hikayeler duymak için benim kaçışlarım ‘olmak’tan, başka insan olmak için değil!
Öğrendim ki, yatıştıklarımı anlamak güzel, hararetten kaçmak çirkin.

Sakinliğe olan saygım tutuyor beni ayakta, sinirden korkum değil. Çünkü ‘anlaşma’ya inandığımdan bağırıyorum, haklılığımdan değil.

Bacaklarının güzelliğin sadece ereksiyona sebep! Ama anlamlarıma saygın, kattıkların falan gibi şeyler olsun aşkımın başladığı yer. Yoksa poponun güzelliğinde düşünecek bişey yok!

Sıkılacağım! Başlıyorum hiçbir şarkıyı beğenmemeye.. Senin sevdiğin şarkıları da anlamayıp, ukalalık edeceğim, git bence.

Ağzımızda bizim bu ‘anlayış’ kelimesi! Amuda kalkıp çiğnememiz gerekiyor. Boğaz zaten yutması gerektiğini bilir.

Kalbimin aort boğazına bi iğrenme geldi! Seni kustum. Çiğnemiştim, yutmuştum, midem de öğüttü, eski aşklarımla karıştın, allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın! Onlardan da parçaları kusturdun bana!

Çok saygılıyım sakinliğine, gideyim ben!

Sen şimdi başını sallıyorsun ya, aslında anlamak istememenden tatmin olmuyorum!

Evet ya! Kafa buluyorum! Ama biliyor musun, keşke o bulduğum kafanın içinde biraz da ben olsaymışım.. Kendimi de kustum şimdi..

Yalan söyledim ben sana! Daha doğrusu şimdi dank etti kafama. Hep beni seveceğine kafamı salladım ya! Hiç kabul etmemişim.

Bana mutluluk vermiyor artık, sen beni sevme! Hatta canın çektiyse nefret et. Omuzlarımı kaldırıp kaldırıp indiririm.

Sanma böyle!

Ebrisim, Mart 23, 2008, yazayım ben..

(≈)

Sanma böyle, n’olur
Özlediğim sen değilsin..
Sana sahipkenki beni özledim aslında.
Hafif depresif, bıkkın ama ümitli beni

Geri dönüşüm kutusunda sotalanan,
Ve geri dönülebilir bazı duygulanımların,
Kalbimin temposunu bozuşunu

Algılarımın düşük olabilme lüksünü,

Kendimi salıverdiğim denizlerde
Yelkenimi dolduran rüzgarın kesilme tehlikesini duymadan,
Huzurla ağlayabilme içgüdümün getirisi olan
İnce ruh derimi.

Özlediğim sen değilsin,
Sanma böyle n’olur.

Anlayış merakının,
Aşkla bastırılması sonucu, parfüme karışan
Tenin kokusunu, özgürce soluyabilme kabiliyetimi

Fütursuz cümle bağlarıyla bezenmiş
Eksik bir dialoğun,
Anlamsız, ama ılık
Göz temaslarıyla irite olmasına,
Aşinalık halimi.

Dokunmanın, gece sessizliğiyle oluşturduğu
Tiyatro oyununa, her seferinde
Tek kişilik davetiye ile katılmanın ezikliğinin intikamını;
En çok alkış alan yerlerde bile sahneyi terkedebilen oyunculara
Kasımpatı göndererek almayı benimsemişken bile,
Çift kişilik tatil reklamlarında
Zarifçe sevişenleri örnek alacak kadar
Yalnız bir ikilemde kalmayı.

Sen değilsin özlediğim, gerçekten
Sanma böyle n’olur.
Sana sahipkenki beni özledim aslında.
Ve özlediğim seni sürdinledikçe ortaya çıkan
Ekşimesi için dualar ettiğim kalp hastalıklarımı
Farketmeye çalışmayacak kadar tembel olabilme ihtiyacımı..

Özlediklerimi kendinin
Sanma n’olur.

Fiumicino

Ebrisim, Eylül 21, 2007, yazayım ben..

Kaç başlangıca dayanır,
Bir insan ömrüyle sınırlanan,
kefen sınırlı zaman?
Görmek için geldim.

Kaç yeni sayfaya düstursuz
İlk mürekkebi sürecek gücüm,
Ka, ellerimin tanımadığ
Çehreyi tanıyacak bilincim var
Ölçmek için geldim.

Kaç hayatlık özlemi sığdıracak
Sağduyum,
Kaç bilinmezi çözmeye yetecek
Sevincim var.
Çözmek için geldim, bilmiyorum

Kaç kaldırım gezebilecek
Enerjim kalmış
Kaç yalnızlığa daha
Tahammülüm var,
Bilmek için geldim.

Kaç amaç daha yaratacağım kendime?
Kaç çizgilik bir yaya yolum var?
Kaç düşünce birikir bir insanda?
Kaç ülke ile tanırım insanları?
Kaç sevinç sonrası hayalkırıklığım kalmış?
Kaç bozumu kaldırabilir hayalperestliğim?
Kaç aşkın daha sonunu görebilir,
Kaç sevdiceğe verebilirim daha bu sevgiyi?
Geldim, bilmiyorum, tanımıyorum kendimi.
Geldim, hoşgeldim
Yolum açık olsun!

Gittin ama,

Ebrisim, Şubat 4, 2007, yazayım ben..

(°)

Beraber yattığımız yatak
Küçüldükçe
Daha çok alışıyorum sensizliğe

Ve daha çok hatırlıyorum
Seni unuttuğumu

Anlamıyorsun..

Ebrisim, Ocak 5, 2007, yazayım ben..

(°)

Bana diyorsun ki,
Al başını git,
Bin bi’ trene uzaklaş
Kendinden.

Kendimi sınıflandırıyorsun,
Kendi sınıf anılarınla.
Anlamıyorsun,

Benim kendimde zaten anılarım,
Bütün vaazları es geçtiğim,
Hoşnut bırakmayan ama tatmin eden hatalarım.
Sen zaten kendimdesin.

Trenin her durduğu istasyonda,
Kaç durak kaldığını bilemediğim geleceğimin
Bütün cevapları kendimde zaten.

Zahmetsiz ışıkların akülerini
Yalnız kendi tecrübe prizlerimle dolduruyorum
Ve bütün ampullerinin
Duylarını tutuyor kendi
Duygusallığım

Kendi aklım bende
Benim aklım kendimde kalıyor
Her yolcu indiğinde trenimden.

Yanından hızla geçilen,
Işıkları sönmüş bütün garların
Tabelalarındaki görünemeyen harfleri
Kendi aşıklıklarım tamamlıyor.

Bensiz kalkıyor kendimden uzağa istikamette
Seyreden trenim.
Ama hep asıl seyreden oluyorum
Beni trende sanıp el sallayan kendimin
Durağan huzursuzluğunun arkasında.

Alıp başımı “gelebileceğim” yerlerimi sınarken ben,
Hoşnut bırakmayan ama tatmin eden bir yastık kokusuyla
Seviştiğimi anlıyor kendim.

Bana diyorsun ki,
Al başını git,
Uzaklaş kendinden.
Bin bi’ trene.
Anlamıyorsun.

Kendimin benimle şiddetli geçimsizliğine rağmen
İlkokul aşkı gibi anneme anlatma ihtiyacı duyuyor
Kendi öz benliğime üvey bir ispiyonculuk ruhuyla
Yalnızlığım.

Anlamıyorsun,
Kendimden kalkan her tren
Beni taşıyor
Ve kendime taşınması zor ama tatmin eden hataları
Emanet bırakıyor her istasyonda.

İtiraf

Ebrisim, Ocak 2, 2007, yazayım ben..

(°)

Gece esiyor balkonumdan
Ve sisine katıyorum dumanımı
Bunca rüzgara aldırmaz sisler gördüm
“İtiraf” isimlisi birtek dokunabildi
Vicdanıma.

Bana geldiğin gibi gitmeni seyretmeyi
Kendime yedirecek kadar seviyorken seni,
Nedenini, nasılını artık kendime sormaktan
Bıkacak kadar yorulmuşum.

İnsanın bütün duvarları dışa,
Gördüm.
İçten içe kendini yemeye
Defans kuramamış tek kişilik kadrom.

Söyle bana..
Uzak kurduğum senaryolara oyuncu,
Kendi yarattığım teraziya küfe mi oldum?

Bir sisin dokunması ise bu kadar kurdeşen,
Hay dökmüşüm içine!
Yeter ki,
Söyle bana.

Seçim

Ebrisim, Aralık 13, 2006, yazayım ben..

(°)

Senin hayatındaki, yaşanmış bencillikler olmayı ben seçmedim.
Sana öfkemin, kaynağı değilken bile
Merkezi olmayı seçmediğim gibi.

Bir broşürde görüp beğendiğin,
Ve serginin en hit heykeli olmayı kabullenememeyi;
Kıyaslamaya kıyacak kadar cani olabilmeni tahmin edemediğim için,
Kendimi ortaokul saflığında hissetmeyi,
Seçmedim.

Yalnız ağlayamadığım için,
Şefkat istemeyi alışkanlık edinmişken bile,
Senin bencil hayallerinle bütün olmayı reddedememeyi;
Senin hayatına entegre olamadan,
Aşkına kabul olmayı,
Ve bunu fark etmek istemeyecek kadar çocuk olmayı,
Tüm diğer ihtimalleri göre göre seçen
Ben,

Verdiğin yanlış kararların, çözümü olabileceğimi sanmanı
Seçmedim.

Yerleştirilmiş baskıların, olabilirlik tanımlarının
Ağırlığını hissetmeyi sevmediğim için
Canımın yanmasını ben seçmedim.

Ama seçimsiz yaşamayı kabullenmeyi seçmişim ki,
Yalnızlığımı ordövr tabağında sunduğum sana
Tek menülü bir hayat vaat etmişim.

Demek ki;

Ebrisim, Aralık 12, 2006, yazayım ben..

 (°)
Demek ki;
Sevişmekten birbirimizi sevmeye zaman ayıramayacak kadar, tokmuşuz sevmeye, sevilmeye…

Bitmiyorsun Sen…

Ebrisim, Eylül 25, 2006, yazayım ben..

(˜)

Üzerine sevdalar yığıyorum, hayatlar yaşatıyorum,
Başkalarına kurduruyorum geleceğimin hayallerini
Ve başkalarıyla kuruyorum düzenlerimi
Ne düzense bu
Yine çıkıyorsun karşıma…
Geçmişimle geleceğim arasında duran boşluktaki,
Basınç farkında rüzgarlar esiyor
Ve bitmiyorsun, üşüyorum.

Aşk / Sevgi

Ebrisim, Temmuz 14, 2006, yazayım ben..

Duygusallaşamayacak kadar mutlu olmakmış sevgi
Ve bunu kaybetmekten korkmakmış aşk
Ve aşk hastalığına yakalanınca akan burunmuş
Duygusallık.

Ağlamayı nedensiz kılmakmış sevgi
Ve ağlayınca dinlediğin şarkıymış aşk
Ve aşık olmanın hediyesi bir hayal kırıklığıymış
Ağlamak

Gecenin sıcak sabahıymış sevgi
Ve gecedeki ateşmiş aşk
Ve ateş yakmayı gerekli kılan soğukmuş
Gece

Onun gözünden bakmakmış sevgi
Onun gözüne bakmakmış aşk
Ve diğer gözleri figüran kılmakmış
Onun gözü

Beraber uyumakmış sevgi
Ve beraber uyuyamamakmış aşk
Ve uykunun değer dengesini bozmakmış
Beraberlik

Beklentilerin uyumuymuş sevgi
Ve bekleyememekmiş aşk
Ve yanan ateşi harlamakmış
Beklemek

Bir tedaviymiş hayata sevgi
Ve tedavi nedeniymiş aşk
Ve ancak koyulabilecek teşhislerin sonucuymuş,
Tedavi

Aşka alışmakmış sevgi
Ve sevgiye doyamamakmış aşk
Ve durmaksızın çelişmekmiş aslen
Aşkı sevip, sevgiye aşık olmak

Bekledim

Ebrisim, Mayıs 14, 2006, yazayım ben..

(°)

Ben senin yaşayamayacağın şehirlerin olmayı istemedim.
Trafiğimdeki her kornanın seni üzmesini,
En lüks semtime, en güzel çiçeklerime adını vermeme rağmen,
Mazot kokusu duymanı istemedim.

Ben senin gidemeyeceğin yollar olmayı beklemedim.
Kendi gittiğim yollara gelmeni değil,
Benim yollarımın kır kokusu olmanı bekledim.

Bekledim…
Bekledim…

Sen benim, açmaya çalışan bir çiçek olmamı istemedin.

Ben bekledim.

Dün Gece

Ebrisim, Nisan 18, 2006, yazayım ben..

(*)

Hep hatırlamak isteyeceğim gibiydin
Dün gece
Hep kalmak isteyeceğim gibi..

Kokunu unutmaktan korkacak kadar
Hafif uyudum
Ve sana uyudum
Gözlerimi açmaktan korkmayacak bir sabah gibi

Bir dönüş müydü yoksa
Başlangıç mıydı başımı koyduğum omuz,
Ama bilmeyi istemeyecek kadar
İçten uyudum.

Fark edişlerimi heyecanlandırmak
İster gibiydin dün gece
Hep hatırlamak isteyeceğim gibi

Mesela, göz kapakların bu kadar masumken
Sana bakmayı istediğimi fark edecek kadar
Geç uyudum.

Elim  dokunmanı, en anlamlı bakışınla
Tamamladığını hissedecek kadar az..

Az uyudum, çünkü

Rüyalarda gördüğüm her anın
Ne kadar az olduğunu kanıtlar gibiydin
Dün gece

Güvendiğini belli eden bir ten,
Ve tende,
Arayışla ve özlemle boğuşmaktan
Bıktığını söyleyen bir sıcaklık.
Ve bu sıcaklıkla alay eden
Saf ve çıplak bir ruhun varlığını
Bana gösterir gibiydin
Dün gece.
Hep kalmak isteyeceğim gibi…

Sen uyurken kuruyan dudaklarını seyrettim
Başınla onuzlarının anlaşamadığı her andaki
Boynunun hareketini.
Yarım yamalak uyandığın her anın
Bana gösterdiği gözlerinle,
Beni gördüğünde oluşan gülümsemenin hediye ettiği
Bütün yüz kıvrımlarını
Tek tek seyrettim.

Bana saflığın, cır cır böceklerinin sesleriyle
Konuşabildiğini hatırlatır gibiydin
Dün gece.
Aşık olmanın, yalnızlığa çözüm getirmediğini
Öğretir gibi..

Ve bana dün geceden sonraki her dakikamda
Bu sabaha benzer rüyaları görmek umuduyla
Uyudum
Hep seninle kalmak isteyeceğim gibi.

Hoşçakal

Ebrisim, Mart 21, 2006, yazayım ben..

ben gidiyorum dedim,
sen hoşça kal dedin.
sarılmadık ikimiz de

sarılmadığımızı anladık o ana kadar,
daha önce birbirimizi sardığımız gibi.
yanılsadık;
kanıksadık,
ruhumuzun bu flu halini.

sıkılır olduk,
bir şeyler bizi sıkıyordu ama bu nedeni miydi sence
hiçbir şekilde birbirimize eskisi gibi yanaşamamanın,

birbirimize kuru cümleleri kanıksadık.

kıskanır olduk,
hayatın hep birbirimize sunduğu güzellikleri
kendi canımızı göremeden önümüze bakmayı tercih ettik hep.
gözlerimizin yanmasını kanıksadık.

ağlamaz olduk,
ya da sen hiç ağlamadın ki zaten,
ya da sen hiç sıkılmadın, bir şeyleri bilmekten
ya da kıskanmadın, hayatında olmayanları,
ya da anlamadın benim neden sana duru,
ama saklı olduğumu

ya da sen hiç olmadın,
ben öyle sandım.

ben gidiyorum dedim,
sen hoşça kal dedin,
sarılmadık ikimiz de..

Giderken

Ebrisim, Mart 11, 2006, yazayım ben..

(˜)

Bana cevaplayamayacağım sorular sorma!
İçim acıyor…

Göz gözeyken başkayım, yokken başka
Sen başkasın, bana bakarken
Ve başkayız, başkalarıyla beraberken

Önce sana aşık oldum, sonra sevdim,
Sonra yine aşık oldum!
Hep başka yönlerinle, başka zamanlarda,
Başka ilişkilerim oldu, sen başkalarıyla uğraşırken.

Bana cevaplayamayacağım sorular sorma!
İçim acıyor…

Başka yerlerde başkalaştım sensizliğe
Ama sen ben yokken başkaydın, varken başka
Ama sen bensizken aynıydın, yokken yalnız.

Bunca zaman sonunda ‘sanıyor’ insan..
Bekliyor ki artık her şey başka
Bekleyişler, beklentiler, ilk bakış..
Her şey aynı kalmış,
Her şey başka..

Bir ben değişmişim, bir sen,
Bir sen aynı kalmışsın, bir ben..

İlk bakışına hasret kalmışım meğer
Her günün ilk bakışına
Her saatin ilk bakışına
Bana bakışına.

Bana “nasılsın” diye sorma!
Bilemiyorum,
İçim acıyor…