Ben uzun zamandır böyle üşümedim..
Dışarıda belime kadar kar varken,
Ankara’nın, Salzburg’un ayazı yüzümü tokatlarken bile.
Üzerimdeki kazakla,
Öylece dışarı çıkar gibi seviyorken seni..
Bir anda geldi,
Ürperme..
Ben böyle üşümedim yıllardır.
Soğuğun lüzumunu sormazken
Kalbimin tamamını pamuklarla sarmış
Ellerine teslim etmiş, yoluma koşarken
En içimde yaşadığım her noktada
Elinin yüzümü okşayışına hasret kaldığımda
Beklemedim, bilemedim,
Bilmek istemedim
Böyle üşündüğünü
Hatırlamak istemedim..
Ben yılardır böyle üşümedim..
Ben ilk seviyor bulunduğum günü milad almışken
Aşık günlerimin hiçbirinde üşümediğimi
Farkedemedim
Bilmediğim duygularım topraklarının soğunu
Almayı beklemeden gelmişim
Öylece..
Tenimin her yanıyla isterken seni
Bir çift anlamsız gözden gelen hava dalgasının
Bu kadar yağışlı olduğunu bilmeden
Havaya bakmadan, yalnız önüme bakarak yaşadığım günlerde
Ben ilk kez üşüyorum
Ben ilk kez senden üşüyorum..
Yapma,
Güneşine güvendiğim
Paltosuz günlerimde
Üşütme beni,
Sar.
Çok
Fenaymış..
Bir sahne,
Engel olamadığım, içimde tutamadığım düşlerle yazılmış.
Tanımanın getirdiği ağırlıklarla döşenmiş bir dekoru,
Kaldığın yolların başından, zar zor duyulan suflesi,
Tercihlerin acımasızlığından kostümleri var.
Ve ikimiz.
Dünyanın dönüşüne diklenen bir kopamayışlık halinde
Başımızın dönüşüne boyun eğen bir birleşmişlik.
Oyuncuların yüzünden okunuyor..
Biri gelmekte, diğeri kalmakta.
Traş olmuş,
Sanki duyacaklarına hazırlanır gibi.
Yorulmuş diğeri,
İçinde tutamayacak kadar.
“Gel, kalma oralarda” diyor.
“Geliyorum, kalma oralarda” diye cevaplıyor diğeri.
“Gelemem, çok!” diyor korkuyla;
“Gelelim, gerçekten çok!” diyor sevinçle.
“Kalmalıyım, hayat bu!” diyor belli belirsiz.
“Kalma, hayat bu!” diyor ümitle.
…
Sürüp gidiyor sahne..
Aynı şeyleri söylüyorlar.
Oturmuyor bir teraziye.
“Çok seviyorum!” diyorlar bir ağızdan..
Kesiliyor düşünceler.
Hayat bakıyor arka kapıdan.
Daha önce dönmüşler arkalarını hayata,
Yüzlerinden okunuyor.
Büyüyorlar, korkuyorlar.
İkisi birden bakıyor hayata.
Elini uzatıyor biri, beraber yürümeye..
“Ver elini, karıştım bi’ kere” diyemiyor.
“Uzatma elini, karıştım bi’ kere”…
Diyemiyorlar.
Çok seviyorlar.
Hayat gülüyor sinsi sinsi.
Hayata bakarak, “Olmuş olan yine olur!” diyor cesaretle.
Hayata bakarak, “Olmuş olan yine olur!” diyor endişeyle.
Sürüp gidiyor sahne
Ve ikimiz seyrediyoruz olan biteni.
Oyundan el ele çıkıyoruz.
Bir daha gelmek üzere.
(*)
Seni özlemek gibisi gelmedi başıma.
Hep içimde taşıdığım başka duygularımda
Başka kimse yoktu önce.
Ama parmak uçlarımda,
Tenimin altında oluşan her harekette
Aklımın aldığı her olayda
Yaşanılan her duruma
Bakış açımın içinde
Benim dışımda birinin olması
Zaten allak bullak ederken
Kendimin sana her yönüyle bulanmaktan
Tad alan ben kısmını;
Bir de sen bunca içimdeyken
Seni özlemek.
Birileri bana kilometreleri hatırlatsın
Ya da ben birilerine kilometrelerin olmadığını.
Dünyadaki şehir sayısını
Var olan bağı anlayamadığımız sürece
Var olan ulaşabilme olasıklıklarını,
Sen yanımda olduğun sürece
Dünyanın küçülme hızını
Ki varsın..
Birileri bana hesaplasın..
Ben bu tip hasretin
Tadını anlamaya çalışıyorum
Biri yardım etsin.
Biri bana seninle olmadığım bir dünyanın varlığını
Unutmayı hatırlatıp durmasın.
Birileri senin beni nasıl sevdiğini anlatıp durmasın.
Birileri benim yaşadığım toprakların çamurunun
Seninkilerle aynı olduğunu söylesin.
Aynı yağmurların, ikimizi de ıslatıp durduğunu
Birileri hayatın beklettiği anları
Beklemem gerektiğini bana fısıldasın.
Benim hatırlamam gereken
Geçmişin dokusunu kimse bana anlatmasın.
Olduğun hali kimse bana tanımlamasın.
Seni sevdiğim gibi
Olduğun gibi kaldığını
Gördüğümün daha fazlasını
Ben kaşfedeyim
Kimse demesin.
Diyeceklerse
Bu hasreti desinler
Bu güneşin bu batışını
Bu yağmurun nasıl yağdığını
Ama sensiz ıslanamadığımı
Ve asla içime işleyemediğini yazsınlar.
Oluyorsa.
“İkimisinin anladıklarını başka kimseler anlayamaz,
Kimseler diyemez” desinler.
Demesinler, anlamasınlar.
Yapabiliyorlarsa.
Az kaldı,
Az kaldım.
Kimseler tam diyemez.
Çünkü
Seni özlemek gibisi gelmez kimsenin başına.
(*)
Yalnız olmadığımı sandığım
Zamanlardan geldim yanına
Yalnızlığı, aşkı, içimi, kendimi
Yanlış anladığım zamanlarımdan.
Eşikleri altlarda tutmak zorunda olduğumu,
Tertemizliğin neye benzediğini bildiğimi,
Hoşumunsa gidilebilecek bir yer olduğunu sandığım,
Ama kalbimin tam ortasında,
İçeride
Benim de sığınabileceğim,
Ve gelinebilecek bir hoşumun varlığından habersiz
Zamanlardan.
Senin üzerimdeki bu etkini bilmez
Zamanlardan geldim,
Seni bile bile,
Asıl hasreti bilemediğim yanlarına çektiğimi
Farketmez zamanlardan.
Bir bakışın kopuşunu,
Zamansız düşlere bağladığım,
Üzgün bir yüzü anca kendimden bildiğim,
Sadakata inancımda kimsenin emeğinin olamadığı,
Bilmez, görmez, duymaz zamanlarımdan
Yanına geldim.
Yüzünün güniçine her duyarlılığını görüp,
Zamanla nasıl değiştiğini görememek için.
(*)
İlk kez hayatımda,
Ölümden korktum.
Seni böyle tanıyalı
İlk ve senin yüzünden
Hayatta yapılacak çok şey var
Çok anı var daha yaşanacak,
Çok gökyüzü var altına kaçılacak,
Çok zaman, çok gün, çok saat.
Çok saniye var seni göreceğim.
İlk kez ölüm soğuk geldi bana.
İlk kez gitmemem için bir nedenim var
İlk kez kendimi daha ağır, daha yaşanası
Daha orda hissediyorum.
İlk ve senin yüzünden
Kendimi burda olmaktan men edesim var
İlk kez.
Çok şehrin çok havası var
Daha ciğerlerimize dolacak
Çok güneşin altında daha ıslanacağız.
Çok birlikte göreceğimiz ay tutulmaları olacak
Yalnızlığın çok da vazgeçilmez olacağına çok zaman kafa yoracağız daha
İlk kez yalnız bir ölümü düşünemedim
İlk kez hayat beni bu kadar içine çekti
En çekilecek zamanlarına inat edercesine..
İlk kez kendime geldiğimde birini daha buldum orda
İlk kez ve senin yüzünden
Çok daha fazla uzak hissediyorum kendimi şimdi,
Çok daha yanında.
Çok daha kendimden uzağım şimdi
Çok fazla ve ilk
Senin yüzünden.
Çok.
(*)
Son yudumumuz kalmış,
Kadehin dibinde.
İçme.
Sonrası yine angarya,
Yine kulak tırmalayan anonslar,
Yine ellerimizde bavullar.
Ve yine hayatlar.
Belgesiz geçen saatleri,
Belge dolu bir yol izleyecek yine,
Ezberlemeye dahi korktuğum,
Çiçeklerle karışık kokunun üzerine,
Yine kendi parfümüm sinecek.
Ve geçtiğimiz kaldırımlarda yürürken,
Durup dururken,
Ruhuma vuracak, orada aldığım tüm gereksiz ve sensiz kokular.
Yine dokunduğun yerler çok acıyacak,
Gözlerinin değemediği her hücrem
Kıskançlıkla hırpalayacak beni.
Yine sesini harfler arasından duymak kalacak
Çok uzaklara.
Son yudumlarımız kalmış.
İçme.
Yine muhabbetlerin tınısı,
Özlem diye bağıracak.
Saatler yavaşlayacak,
Yine şarkılar içimden geçenleri söylemeye çalışacak,
Olmayınca, bozulup küsecekler.
Yine herkese “hastayım bugün biraz” demek zorunda kalacağım.
Yine herkes çok uzak gelecek, yine herkesin içinde biraz sen kalacaksın
Ve yine herkes o kadar sen olmayacak ki.
Farklı tarihler, şehirler, hayallerle dolacak kafam,
Yine aklıma başka hiçbirşey gelmeyecek.
Yine bir saniyede spontane verilen cevapları,
Aylarca kurgulayacağım kafamda.
Yine tüm şakaları gerçek paylarına bölüp,
Hayatla çarpacağım.
Yine yanlış anlayacağım.
Yine gözlerim yarını görmeye koşacak,
Yine sesim dünden geliyormuş gibi kalacak
Ve ben yine zamanın neresinde kaldığımı anlayamadan uyumuş olacağım.
Son saatleri meyhanelerin.
Kapatacaklarmış.
Gitme.
(*)
Seni seviyor olmamın kokusunu
Bu kadar yakından yeniden tatmak;
Çevremde güzel ne varsa ona bakar oldum,
Güzel kokular,
Güzel giyinen insanlar,
Güzel sokaklar,
Karın yağması güzel,
Yerlerin çamurlanması güzel,
Ayağımın ıslanması güzel,
Güneşin doğması her zamankinden güzel,
Alışveriş merkezleri,
Kaldırımlar,
Parklar,
Boğaz, vapurlar,
İçilen onca güzel bira, şarap, çay,
Ama ille de kahve
Şehrim,
Şehrin,
Şehirlerimiz,
Ve bizi bir arada gören tüm şehirler güzel.
Her güzelde seni hatırlamak,
Karbondiyoksitinden arınmış
Oksijeni koklamak
Hep seni hatırlamak.
Güzel olmak.
Kadere inanç güzel
Gelecekten beklentileri itelemek,
Bugünün varlığını yaşamak,
Bana attığın her adım
Bana baktığın her saniye,
Benle güldüğün, benle yürüdüğün, benle yaşadığın,
Hayallere aşk duymak güzel.
Bugünün biletlerine yan gözle bakabilmek,
Bakışları, sözleri, duyulanları ertelemek güzel,
(Senin bunları okumadığını farzetmek güzel.)
Her zaman hayatımın en kendimi bilmez zamanlarında
Karşımda, beni bana getirerek, sarılacağını bilmek,
Buna güvenmek,
Bu güvenle hayatı göğüslemek istemek güzel.
Aklım karmakarışık,
Karışsın, o da güzel.
Herşey güzel de
Sen çok güzelsin.
Seni seviyor olmamın kokusunu
Bu kadar yakından yeniden tatmak çok güzel
Seni çok sevmek çok güzel.
Uzaklarda olmak,
Hayattan, şehirden, kendinden,
Döndüğümde bile kendi çevremde
Kendimi kaybetmek demekmiş.
Tartışmasız yaşamak
Sonuçsuz beklemek
Ve bilimum tutanaklar olmadan
Hayatın tam ortasında asılı kalmak.
Rüzgar almaya gidiyorum şimdi.
Estiğinde dik durduğumu kendime kanıtlamak için.
Rüzgarın avantası beni düşürmeye çalışmaktan
Benim avantamı ölünce vereceklermiş
Öyle dedi din adamları.
Rüzgar almaya gidiyorum şimdi.
Arkamdan destek olması için.
Yeterince hızlı koşarsam,
İlerideki kendime yetişirmişim.
Öyle dedi bilim adamları.
Rüzgar almaya gidiyorum şimdi.
Asılı olduğum hayata zevk vermesi için.
Sallanıdıkça uzaklara yaklaşırmışım
Öyle dedi bir duvar saati.
Kendi etrafımda dönerek
Rüzgar almaya çalışıyorum şimdi.
Kaybettiğim kendime not düşebilmek için.
Aynı yeşilin
Başka tonlarıyız
Başka bölgelerdeki
Aynı ağaçların
Yaprakları gibi
Yarım kalmış konuşmalar kadar
Yakmıyor canımı kavgalar
Aynı kafaların, başka yönlerine
Kontrastından çıkan
Yaşam şartlarına hediye adrenalin ile
Yalnız yaşamanın getirisi, özgür sinir
Aile yaşamının hediyesi adrenalin ile
Yaşam şartlarının getirisi, biriken sinir
Anlamak,
Yeşili sevmek, farklı yeşilleri de
Görülen hatalara inat
Yeni hataları bulup çözme heyecanı
Yaşamak.
Farkları sevmek,
Aynı hislerin, başka zamanlarla
Öğütülmesinden oluşan.
Geleceğin aynılığından korkmak
Ve değişik yol tabelalarını,
Yakıt sonsuzmuşcasına
Denemek.
Geleceğin aynılığından korkmak
Denenmiş yolların,
Tüm çıkmaz sokaklarını bilmek,
Anlamak.
Ama söyleyememek.
Yeşillerin farklarını çok iyi biliyorsun
Görüyorsun,
Sen ne yaparsan yap, bu yeşil başka bölgenin ikliminde
O yeşil hangi hatayla yanarsa yansın,
Canikleri geçip, serinini yollayacağının bilincinde.
Korkma, bu yeşil kendi iklimini anlayacak kadar sen
Seni anlayacak kadar kendi.
Sadece yarım kalmış konuşmalar
Canı yanmış,
Canikleri geç, serinini yolla.
(*)
Ve tutuldu ay,
“İzlemiyorsa” dedi “iki çift renk”..
“Herkese yetecek gücün kaynağı
Her gece beni seçiyordu!
Ama hayat girecekse aramıza
Dünya, ışığımla aramda kalacaksa hep” dedi,
“Yokum ben.”
Ve tutuldu ay,
İzlemiyorsa iki bedenden bir beyin.
Ve tutuldu,
İki, güneşi es geçip aya tutulanın ayrıldığı günün nöbetinde.
İki çift rengin gördüğü tek iken
Siyaha kaldı gece
Sabahın pembesine kadarki, dev sarısından yoksun!
Tutulduk, tutuldu
Yok oldu, sen yoktun..
Sabah olmuş.
Görmedim.Şiddetle darbe alan her insan
İlk önce gözlerini kapar.
“Ah!”, “Ahi!”, “Aua!”, “Ouille!”, “Ouch!”
Kendi dilinde haykırır,
Ama ilk gözlerini kapar!
Acıyı tanımlamak için,
Bütün dış öğeleri dışlar beyin.
Acıdan korkmamak için onu tanır!
Sabah olmuş,
Görmedim.
Benim gözlerim korkudan kapalı.
Bilmiyorum bu acıyı.
Tanımıyorum.
Tadım yok, keyfim kaçık!
Açmıyorum gözlerimi,
Güneşin bulutları aydınlatmasına inat.
Yağmur yağıyor.
Görmedim, duydum.
Kulaklarım açık kaldı, sen bir haber ver diye.
Bu acıyı tanımıyorum,
Toparlayamıyorum,
Gözlerim kapalı,
Sövüyorum!
Kokunu öyle çekmişim ki içime,
Benden kopamayasın diye
Meğer sardunyalar kokan bahçelere özendiğimdenmiş.
Limanımdan açılmanı öyle bir izlemişim ki.
Ama bilemedin,
Giderken yüzüme dokunduğunda
Her tarafım sen kokuyordu.
Halatların elimdeymiş
Meğer açıldığın deniz, benliğimmiş.
Ne zaman karnıma ağrı girse,
Seni mi hatırlayacağım ben?!
Büyük boşluğun ağrısı mı bu?
Sonsuz hafiflikte her basan ayağın ağırlığı belki.
Seni öğütemedim,
Üzerine yığamadım başka düşleri.
Kaldın orda, kaldırıldım.
Hayatımın dekorasyonlarını bezedim ustalıkla,
Gümüşler, paha biçilmez ahizeler,
Büyük duvarlar, yüksek tavanlar.
İhtişama uzandığım her adımda,
Her yükselen tavanda, her çıkılan katta
Biraz daha büyüdü içimdeki boşluk,
Ve senin ayak izlerin ağrıttı karnımı,
Her gece.
İnançlarım sarsıldı, sarsıldım.
Ustalıkla doldurmuştum içimi
Kendi çizdiğim inançlar,
Çözüme müsait paradokslar,
Beynimin sonsuz ve yorulmayan enerjisi
Dışardan tekmeler attın büyük duvarlarıma.
İlk delikten sızdın ve çamurlu ayaklarınla,
Kirlettin havasını boşluğumun.
Her karnım ağrıdığında,
Seni mi hatırlayacağım ben.
Tamam, anladım, çözdüm.
Bitir artık!
Çık git!
Tavanlarım boşluklarıma çöküyor,
Çöküyorum!
Altında kalma.
Bir bardaktan diğerine,
Boşanıyor yağmur.
Bir ben görüyorum yağdığını.
Güneşinden boşanıyor yağmur,
Gökyüzünden, benim yüzüme.
Yeşile yağıyor yağmur,
Mavisini bırakıp.
Bir ben soruyorum,
Neden değişti fikrin diye
Göğü bırakıyor yağmur
Arkasında parlayan bir güneş bırakarak.
Korkuyorum, korkutuyor.
Olduğum yerde dönüyorum.
Görmeden merkezi.
Islanıyorum, ısınıyorum diyor.
Yoruldum, ağlama diyor.
Isınıyorum, ısıtıyor.
Beni çekiyor yanına güneş.
Buluta saklanıyorum.
Çekiyor tüm derdimi güneş.
Bir bardaktan diğerine,
Boşalıyorum.
Bir ben görüyorum ağladığımı,
Bir de çoktan herkesin unuttuğu yağmur.
1325′te Fiesole’de doğdu,
1397′de öldü.
İlk okuduğumda bu bilgiyi
Çiçekler arasında bir ölüm hayal ettim.
Yemyeşil bir bahçenin ortasındaki
Güzel kokulu bir papatya tarlasında.
Yandaki çeşmeden gelen su sesi
Artık huzur vermeyinceye kadar,
1397′de Floransa’da ölmek!
Çok imrendim sana France!
İlk kez senin, sonuna imrendim.
Çünkü karşımda duruyor,
Ve sana bakıyor France!
İlk kez senin, sonunu düşündüm.
İlk kez senin sonunu istedim.
Çiçekler arasında
Yandaki çeşmenin suyu
Artık temizleyemeyinceye kadar,
2008′de Floransa’da ölmek!
Ne mutluluk, ne huzur, ne zevk!
Temiz hava, ciğerlerime
Dolamayıncaya kadar!
Bana karşı hissetmediklerinin hepsini
Ödünç aldım senden,
Rüya görmek için!Kendime ispatlayamadıklarım ne kadar açıkmış
Kendine sakladığın duygularında.
İmkansıza hep bakmak ne kolaymış,
İmkana yakın duran tarafta!
Zamana yazıkmış duygularım
Uzun ama çabuk geçen zamana
Sana yazıkmış içim ve sen yazık olmuşsun bana.
Hayal etmek istediğim hislerin hepsini
Ödünç aldım senden,
Rüya görmek için.
Görmem lazım!
Bana ne hissetmediğini bilmem lazım
Bana..
Biraz daha rüya lazım.
Sana uzunundan “Eey”li şiirler
Bana sadece sıcak bir kol lazımken..
Ben, bana karşı söylemediklerini
Ödünç aldım senden.
Seni geride bırakamayacak kadar aşık,
Vazgeçmeye çalışamayacak kadar yorgunum artık.
Ve bir ışıksız sabahla dost olacak kadar,
Kendimleyim.
Bana yaşatmadığın benin hepsini
Ödünç aldım senden
Rüya görmek için..
Ve bir rüya için ödünç alınacak bunca şey vermişim!
Ben rüyama yazıkmışım,
Rüyam benden hevesli.
Canım sıkkın biraz..
Son yudumu kalmış çayımın.
Dibinde şeker..
Seni hayatıma karıştıracağım kaşığımı
Evde unutmuşum.
Tat olsun diye kattığım şeker,
Tortu olmuş,
En iyi demlediğim çaylarıma,
Pişmanlık taslıyor!
Seni hayatıma karıştıracağım kaşığımı
Evde unutmuşum
Canım sıkkın biraz..
Bir yüzüğüm var,
Sağ elimin yüzük parmağında.
Gören nişanlı sanıyor
Alakası yok! Teyzem aldı
Halbuki.
3 halka, 3 farklı Doğa
Her evde unuttuğumda
Artık hangi zamansa..
Taktılar zincirlere
Astılar boyunlarına.
3 halka, 3 farklı gerdan
Hepsi kokusunu bıraktı üstünde.
Bir yüzüğüm var,
Sağ elimin yüzük parmağında.
Gören nişanlı sanıyor
Alakası yok! Yalnızlığımın kanıtı
Halbuki.
“Aşkta gurur olmaz” dediler,
“Aşkta kural olmaz” dediler,
“Erkekler ağlamaz” dediler,
“Erkek korur, kadın korunur” dediler,
“Ruh ikizinizi bulun” dediler,
“Kadınlar romantiktir, erkekler mantıklı” dediler,
“Aşk zor bulunur” dediler,
“Cinsel tecrübe yosmalıktır!” dediler,
“Erkeğin çirkini sadık olur” dediler,
“Önemli olan sadece iç güzelliği” dediler,
“Güzel kadın salak olur”,
“Akıllı kadından korkulur” dediler,
Başarısız erkeğe yetersiz,
Başarılı kadına orospu,
Uzun ilişkiler yaşayana mazbut,
Kısa tutanlara çapkın dediler,
“Çapkınlık erkeğin elinin kiri” dediler.
Sevgililer gününü hediyeyle,
Dürüstlüğü, kıvrak zekayla ölçtüler.
Medeniyet hasreti çekip,
“Erkeğin maçosu makbul” dediler.
Kadınlığı anladığını sanan adamlara uzman,
Erkekleri anladığını sanan kadınlara “nasıl olsa hepsi aynı” dediler.
Çiçek alınca affedilmeyi bekleyip,
Sıkışan sinirlere cevap vermeden susmaya erkeklik;
Mutluluğu “sahiplenme” ile ölçmeye,
Korunmasız kuş karakterine bürünmeye kadınlık dediler;
“Seven adam kıskanır”, “Kıskanılan kadın mutludur” dediler.
Bi de herkesi ikna ettiler,
Gurursuz, duygusuz,
Herkesin kendini en önemli sandığı, bencil
Sahte aşklar yarattılar.
Düşündüm..
Elimde patladı romantizm
Aşklarımın içine ettiler!
“Sokakta bağırılmaz” diye kızdı çocuğa annesi!
Bağırmadı.
Nerde bağrılır diye düşündü, akşama kadar düşündü çocuk..
Babası geldi, yorgun. Televizyon karşısında uyudu.
“Baba, bu gün n’oldu biliyor musun?” diye özleyerek babasına koştu çocuk.
Tek gözünü açabildi, sersemledi baba.
Bi zılgıt oğlana, bi zılgıt hanıma, bağıra çağıra.
Büyüdü çocuk
Kızgındı çocuk
Evlendi çocuk
Ama bağırmadı sokakta.
Bana ulaşacağım başarılar sunsaydın, heyecanlı olurdu sana ulaşmaya çalışmak,
Sen bana başardıklarımı hatırlatıp durdun.
Bana seni mutlu etmek için fırsatlar sunsaydın, mutluluk aradığını bilebilirdim en azından…
Bana, sana gösterdiğim düşleri anlatma, beni kendi düşlerine al!
İstediğimde gerçeğe dönebileceğim kapıları olsun.
Bana, benim özgürlüklerimi anlatma,
Özgürlüklerini savunma.
Kendimi, kendini özetleme.
Özetlere sığmaya çalışma, hayatıma gir!
Bana yapacağın yanlışların korkusunu anlatma,
Yanlış dediğini yapacaksan illa;
Bana güvenmeden onları yap.
Benim erkekliğimi, bana açıklama..
Kadınlığının tariflerini benden bekleme.
Kadın olmanın avantajlarını yaşadığını kanıtla bana
Erkekliğimin güzelliklerini ben bileyim..
Gözün kapalı güven bana
Gözün kapalı bakma.
Bana yaşadıklarını yorumlatma.
Yorumladıklarını anlat.
Sırf seni çok seviyorum diye,
Kendini bana emanet etme.
Beni yalnızlığının ilacı sanma,
Beraberliğin güzelliği olarak kabul et.
Yalnızlığımızı kabul et..
Bana, bıktıklarıma bahaneler aratma;
Bıktıklarına çözümler…
Bana sevilmişliğin büyüsünü anlatma, sev!
Ben anlarım..
Anlamıyosam terk et beni,
Sensiz nasıl yaşayacağımı düşünmeden bırak beni
Ne kadar üzüleceğimden tatmin olmadan!
Ağlıyordu oğlan,
İtinayla yardım ediyordu kız.
“Aldatılmak, öğrenene kadar çok kolaymış” dedi oğlan,
“Üzülme, geçer.” dedi kız, basitçe
Başını yasladı kız,
Başını yasladı oğlan.
Bilinçsiz bir bilgelikle öptü kızı.
“Yapma! Kafan çok karışık” dedi kız,
“Artık seninki de karışıyor” dedi oğlan
“Zaten devrimizin yanlış deviniminde,
Kafalar yeterince karışmadan
Kalpler çıkmıyor ortaya”dedi oğlan.
Öptü kız,
Öptü oğlan, basitçe.
Tenler birbirine acımsar bir özen gösterdi.
-
Orgazm sigarasının izmaritini camdan attı oğlan,
Küllerini havada yakalayamadı kız.
Ağlıyordu oğlan,
“Karışık kafalardan fışkıran aşk,
Kalpler karışınca fütursuz boşalıyor insan” dedi kız
Gömleğini giymiş gidiyordu oğlan..
Bir kez daha boşluğa düşüyordu aşk,
Küllerini havada yakalayamadı kızla oğlan.
Şubat’07
Başka hikayeler duymak için benim kaçışlarım ‘olmak’tan, başka insan olmak için değil!
Öğrendim ki, yatıştıklarımı anlamak güzel, hararetten kaçmak çirkin.
Sakinliğe olan saygım tutuyor beni ayakta, sinirden korkum değil. Çünkü ‘anlaşma’ya inandığımdan bağırıyorum, haklılığımdan değil.
Bacaklarının güzelliğin sadece ereksiyona sebep! Ama anlamlarıma saygın, kattıkların falan gibi şeyler olsun aşkımın başladığı yer. Yoksa poponun güzelliğinde düşünecek bişey yok!
Sıkılacağım! Başlıyorum hiçbir şarkıyı beğenmemeye.. Senin sevdiğin şarkıları da anlamayıp, ukalalık edeceğim, git bence.
Ağzımızda bizim bu ‘anlayış’ kelimesi! Amuda kalkıp çiğnememiz gerekiyor. Boğaz zaten yutması gerektiğini bilir.
Kalbimin aort boğazına bi iğrenme geldi! Seni kustum. Çiğnemiştim, yutmuştum, midem de öğüttü, eski aşklarımla karıştın, allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın! Onlardan da parçaları kusturdun bana!
Çok saygılıyım sakinliğine, gideyim ben!
Sen şimdi başını sallıyorsun ya, aslında anlamak istememenden tatmin olmuyorum!
Evet ya! Kafa buluyorum! Ama biliyor musun, keşke o bulduğum kafanın içinde biraz da ben olsaymışım.. Kendimi de kustum şimdi..
Yalan söyledim ben sana! Daha doğrusu şimdi dank etti kafama. Hep beni seveceğine kafamı salladım ya! Hiç kabul etmemişim.
Bana mutluluk vermiyor artık, sen beni sevme! Hatta canın çektiyse nefret et. Omuzlarımı kaldırıp kaldırıp indiririm.
Sanma böyle, n’olur
Özlediğim sen değilsin..
Sana sahipkenki beni özledim aslında.
Hafif depresif, bıkkın ama ümitli beni
Geri dönüşüm kutusunda sotalanan,
Ve geri dönülebilir bazı duygulanımların,
Kalbimin temposunu bozuşunu
Algılarımın düşük olabilme lüksünü,
Kendimi salıverdiğim denizlerde
Yelkenimi dolduran rüzgarın kesilme tehlikesini duymadan,
Huzurla ağlayabilme içgüdümün getirisi olan
İnce ruh derimi.
Özlediğim sen değilsin,
Sanma böyle n’olur.
Anlayış merakının,
Aşkla bastırılması sonucu, parfüme karışan
Tenin kokusunu, özgürce soluyabilme kabiliyetimi
Fütursuz cümle bağlarıyla bezenmiş
Eksik bir dialoğun,
Anlamsız, ama ılık
Göz temaslarıyla irite olmasına,
Aşinalık halimi.
Dokunmanın, gece sessizliğiyle oluşturduğu
Tiyatro oyununa, her seferinde
Tek kişilik davetiye ile katılmanın ezikliğinin intikamını;
En çok alkış alan yerlerde bile sahneyi terkedebilen oyunculara
Kasımpatı göndererek almayı benimsemişken bile,
Çift kişilik tatil reklamlarında
Zarifçe sevişenleri örnek alacak kadar
Yalnız bir ikilemde kalmayı.
Sen değilsin özlediğim, gerçekten
Sanma böyle n’olur.
Sana sahipkenki beni özledim aslında.
Ve özlediğim seni sürdinledikçe ortaya çıkan
Ekşimesi için dualar ettiğim kalp hastalıklarımı
Farketmeye çalışmayacak kadar tembel olabilme ihtiyacımı..
Özlediklerimi kendinin
Sanma n’olur.
Kaç başlangıca dayanır,
Bir insan ömrüyle sınırlanan,
kefen sınırlı zaman?
Görmek için geldim.
Kaç yeni sayfaya düstursuz
İlk mürekkebi sürecek gücüm,
Kaç, ellerimin tanımadığı
Çehreyi tanıyacak bilincim var
Ölçmek için geldim.
Kaç hayatlık özlemi sığdıracak
Sağduyum,
Kaç bilinmezi çözmeye yetecek
Sevincim var.
Çözmek için geldim, bilmiyorum
Kaç kaldırım gezebilecek
Enerjim kalmış
Kaç yalnızlığa daha
Tahammülüm var,
Bilmek için geldim.
Kaç amaç daha yaratacağım kendime?
Kaç çizgilik bir yaya yolum var?
Kaç düşünce birikir bir insanda?
Kaç ülke ile tanırım insanları?
Kaç sevinç sonrası hayalkırıklığım kalmış?
Kaç bozumu kaldırabilir hayalperestliğim?
Kaç aşkın daha sonunu görebilir,
Kaç sevdiceğe verebilirim daha bu sevgiyi?
Geldim, bilmiyorum, tanımıyorum kendimi.
Geldim, hoşgeldim
Yolum açık olsun!
Beraber yattığımız yatak
Küçüldükçe
Daha çok alışıyorum sensizliğe
Ve daha çok hatırlıyorum
Seni unuttuğumu
Bana diyorsun ki,
Al başını git,
Bin bi’ trene uzaklaş
Kendinden.
Kendimi sınıflandırıyorsun,
Kendi sınıf anılarınla.
Anlamıyorsun,
Benim kendimde zaten anılarım,
Bütün vaazları es geçtiğim,
Hoşnut bırakmayan ama tatmin eden hatalarım.
Sen zaten kendimdesin.
Trenin her durduğu istasyonda,
Kaç durak kaldığını bilemediğim geleceğimin
Bütün cevapları kendimde zaten.
Zahmetsiz ışıkların akülerini
Yalnız kendi tecrübe prizlerimle dolduruyorum
Ve bütün ampullerinin
Duylarını tutuyor kendi
Duygusallığım
Kendi aklım bende
Benim aklım kendimde kalıyor
Her yolcu indiğinde trenimden.
Yanından hızla geçilen,
Işıkları sönmüş bütün garların
Tabelalarındaki görünemeyen harfleri
Kendi aşıklıklarım tamamlıyor.
Bensiz kalkıyor kendimden uzağa istikamette
Seyreden trenim.
Ama hep asıl seyreden oluyorum
Beni trende sanıp el sallayan kendimin
Durağan huzursuzluğunun arkasında.
Alıp başımı “gelebileceğim” yerlerimi sınarken ben,
Hoşnut bırakmayan ama tatmin eden bir yastık kokusuyla
Seviştiğimi anlıyor kendim.
Bana diyorsun ki,
Al başını git,
Uzaklaş kendinden.
Bin bi’ trene.
Anlamıyorsun.
Kendimin benimle şiddetli geçimsizliğine rağmen
İlkokul aşkı gibi anneme anlatma ihtiyacı duyuyor
Kendi öz benliğime üvey bir ispiyonculuk ruhuyla
Yalnızlığım.
Anlamıyorsun,
Kendimden kalkan her tren
Beni taşıyor
Ve kendime taşınması zor ama tatmin eden hataları
Emanet bırakıyor her istasyonda.
Gece esiyor balkonumdan
Ve sisine katıyorum dumanımı
Bunca rüzgara aldırmaz sisler gördüm
“İtiraf” isimlisi birtek dokunabildi
Vicdanıma.
Bana geldiğin gibi gitmeni seyretmeyi
Kendime yedirecek kadar seviyorken seni,
Nedenini, nasılını artık kendime sormaktan
Bıkacak kadar yorulmuşum.
İnsanın bütün duvarları dışa,
Gördüm.
İçten içe kendini yemeye
Defans kuramamış tek kişilik kadrom.
Söyle bana..
Uzak kurduğum senaryolara oyuncu,
Kendi yarattığım teraziye küfe mi oldum?
Bir sisin dokunması ise bu kadar kurdeşen,
Hay dökmüşüm içine!
Yeter ki,
Söyle bana.
Senin hayatındaki, yaşanmış bencillikler olmayı ben seçmedim.
Sana öfkemin, kaynağı değilken bile
Merkezi olmayı seçmediğim gibi.
Bir broşürde görüp beğendiğin,
Ve serginin en hit heykeli olmayı kabullenememeyi;
Kıyaslamaya kıyacak kadar cani olabilmeni tahmin edemediğim için,
Kendimi ortaokul saflığında hissetmeyi,
Seçmedim.
Yalnız ağlayamadığım için,
Şefkat istemeyi alışkanlık edinmişken bile,
Senin bencil hayallerinle bütün olmayı reddedememeyi;
Senin hayatına entegre olamadan,
Aşkına kabul olmayı,
Ve bunu fark etmek istemeyecek kadar çocuk olmayı,
Tüm diğer ihtimalleri göre göre seçen
Ben,
Verdiğin yanlış kararların, çözümü olabileceğimi sanmanı
Seçmedim.
Yerleştirilmiş baskıların, olabilirlik tanımlarının
Ağırlığını hissetmeyi sevmediğim için
Canımın yanmasını ben seçmedim.
Ama seçimsiz yaşamayı kabullenmeyi seçmişim ki,
Yalnızlığımı ordövr tabağında sunduğum sana
Tek menülü bir hayat vaat etmişim.
Demek ki;
Sevişmekten birbirimizi sevmeye zaman ayıramayacak kadar, tokmuşuz sevmeye, sevilmeye…
Üzerine sevdalar yığıyorum, hayatlar yaşatıyorum,
Başkalarına kurduruyorum geleceğimin hayallerini
Ve başkalarıyla kuruyorum düzenlerimi
Ne düzense bu
Yine çıkıyorsun karşıma…
Geçmişimle geleceğim arasında duran boşluktaki,
Basınç farkında rüzgarlar esiyor
Ve bitmiyorsun, üşüyorum.
Duygusallaşamayacak kadar mutlu olmakmış sevgi
Ve bunu kaybetmekten korkmakmış aşk
Ve aşk hastalığına yakalanınca akan burunmuş
Duygusallık.
Ağlamayı nedensiz kılmakmış sevgi
Ve ağlayınca dinlediğin şarkıymış aşk
Ve aşık olmanın hediyesi bir hayal kırıklığıymış
Ağlamak
Gecenin sıcak sabahıymış sevgi
Ve gecedeki ateşmiş aşk
Ve ateş yakmayı gerekli kılan soğukmuş
Gece
Onun gözünden bakmakmış sevgi
Onun gözüne bakmakmış aşk
Ve diğer gözleri figüran kılmakmış
Onun gözü
Beraber uyumakmış sevgi
Ve beraber uyuyamamakmış aşk
Ve uykunun değer dengesini bozmakmış
Beraberlik
Beklentilerin uyumuymuş sevgi
Ve bekleyememekmiş aşk
Ve yanan ateşi harlamakmış
Beklemek
Bir tedaviymiş hayata sevgi
Ve tedavi nedeniymiş aşk
Ve ancak koyulabilecek teşhislerin sonucuymuş,
Tedavi
Aşka alışmakmış sevgi
Ve sevgiye doyamamakmış aşk
Ve durmaksızın çelişmekmiş aslen
Aşkı sevip, sevgiye aşık olmak
(*)
Biz teğet geçtik hayatlarımızdan,
Beklediğimiz şeyler o kadar kolay çıkmış ki önümüze,
Hep başka şeyler aramışız..
Birbirimizin farkına,
En imkansız zamanlarda vardık.
Gözlerimizin en doygun,
Kalplerimizin en gerçekçi zamanlarında.
Kendimizin farkına,
Diğer aşklarımızın hayatlarından vardık
Ve bir şey anladık
Biz teğet geçtik hayatlarımızdan.
Şimdi ise;
Görünce bir öpücük,
Gecesine bir uyku bozukluğu,
Biteceğini bile bile.
Doyumsuz bir özlem ile
Birbirimizin farkına vardık
Bunca beraber geçen yılın ardından.
Bir gecikme veya
Bir şanssızlıktık birbirimize,
Hayatımız boyu sürecek,
Ve yalnızlığımıza vurulacak
Bir sebep dahaydık.
Bir sevgiydik,
İmrenilecek,
Ama nedense,
Teğet geçtik birbirimizin hayatlarından..
Sevdiklerimizde birbirlerimizi aradık,
Her kalp yaramızda bulduk birbirimizden
Bir parçayı,
Buna rağmen en olmayacak zamanda,
Farkına vardık kendimizin,
Aslen ne istediğini.
Ucu olmayacak bir aşk olacakken,
Bir geceye sığdırdık birbirimizi.
İki teğetin arasındaki rüzgar kadar,
Şans tanıyabildik birbirimize.
Biteceğini bile bile.
Bir gece ve bir ömür olduk,
Bir kalp ama iki hayat olduk
Birbirimize,
Fark ettiklerimizi geç gösterecek kadar.
İkimiz için de umut olduk artık,
Bir gecenin tekrarı için.
Kalplerimizin bir daha sevişebilmesi için
Heyecan olduk,
Birbirimize.
Ellerimiz için gecikmiş bir heyecan iken,
Rüyalarımız için önceden bulunmuş,
Ve değer bilmez bir maden olduk
Pişmanlık olduk birbirimize,
Ve geçmişi hatırlamak istememek için
Bahaneler olduk kendi içimize.
Teğet geçtik,
Ve ağladık birbirimize,
Her gördüğümüzde.
Ben senin yaşayamayacağın şehirlerin olmayı istemedim.
Trafiğimdeki her kornanın seni üzmesini,
En lüks semtime, en güzel çiçeklerime adını vermeme rağmen,
Mazot kokusu duymanı istemedim.
Ben senin gidemeyeceğin yollar olmayı beklemedim.
Kendi gittiğim yollara gelmeni değil,
Benim yollarımın kır kokusu olmanı bekledim.
Bekledim…
Bekledim…
Sen benim, açmaya çalışan bir çiçek olmamı istemedin.
Ben bekledim.
(*)
Hep hatırlamak isteyeceğim gibiydin
Dün gece
Hep kalmak isteyeceğim gibi..
Kokunu unutmaktan korkacak kadar
Hafif uyudum
Ve sana uyudum
Gözlerimi açmaktan korkmayacak bir sabah gibi
Bir dönüş müydü yoksa
Başlangıç mıydı başımı koyduğum omuz,
Ama bilmeyi istemeyecek kadar
İçten uyudum.
Fark edişlerimi heyecanlandırmak
İster gibiydin dün gece
Hep hatırlamak isteyeceğim gibi
Mesela, göz kapakların bu kadar masumken
Sana bakmayı istediğimi fark edecek kadar
Geç uyudum.
Elime dokunmanı, en anlamlı bakışınla
Tamamladığını hissedecek kadar az..
Az uyudum, çünkü
Rüyalarda gördüğüm her anın
Ne kadar az olduğunu kanıtlar gibiydin
Dün gece
Güvendiğini belli eden bir ten,
Ve tende,
Arayışla ve özlemle boğuşmaktan
Bıktığını söyleyen bir sıcaklık.
Ve bu sıcaklıkla alay eden
Saf ve çıplak bir ruhun varlığını
Bana gösterir gibiydin
Dün gece.
Hep kalmak isteyeceğim gibi…
Sen uyurken kuruyan dudaklarını seyrettim
Başınla omuzlarının anlaşamadığı her andaki
Boynunun hareketini.
Yarım yamalak uyandığın her anın
Bana gösterdiği gözlerinle,
Beni gördüğünde oluşan gülümsemenin hediye ettiği
Bütün yüz kıvrımlarını
Tek tek seyrettim.
Bana saflığın, cır cır böceklerinin sesleriyle
Konuşabildiğini hatırlatır gibiydin
Dün gece.
Aşık olmanın, yalnızlığa çözüm getirmediğini
Öğretir gibi..
Ve ben dün geceden sonraki her dakikamda
Bu sabaha benzer rüyaları görmek umuduyla
Uyudum
Hep seninle kalmak isteyeceğim gibi.
ben gidiyorum dedim,
sen hoşça kal dedin.
sarılmadık ikimiz de
sarılmadığımızı anladık o ana kadar,
daha önce birbirimizi sardığımız gibi.
yanılsadık;
kanıksadık,
ruhumuzun bu flu halini.
sıkılır olduk,
bir şeyler bizi sıkıyordu ama bu nedeni miydi sence
hiçbir şekilde birbirimize eskisi gibi yanaşamamanın,
birbirimize kuru cümleleri kanıksadık.
kıskanır olduk,
hayatın hep birbirimize sunduğu güzellikleri
kendi canımızı göremeden önümüze bakmayı tercih ettik hep.
gözlerimizin yanmasını kanıksadık.
ağlamaz olduk,
ya da sen hiç ağlamadın ki zaten,
ya da sen hiç sıkılmadın, bir şeyleri bilmekten
ya da kıskanmadın, hayatında olmayanları,
ya da anlamadın benim neden sana duru,
ama saklı olduğumu
ya da sen hiç olmadın,
ben öyle sandım.
ben gidiyorum dedim,
sen hoşça kal dedin,
sarılmadık ikimiz de..
Bana cevaplayamayacağım sorular sorma!
İçim acıyor…
Göz gözeyken başkayım, yokken başka
Sen başkasın, bana bakarken
Ve başkayız, başkalarıyla beraberken
Önce sana aşık oldum, sonra sevdim,
Sonra yine aşık oldum!
Hep başka yönlerinle, başka zamanlarda,
Başka ilişkilerim oldu, sen başkalarıyla uğraşırken.
Bana cevaplayamayacağım sorular sorma!
İçim acıyor…
Başka yerlerde başkalaştım sensizliğe
Ama sen ben yokken başkaydın, varken başka
Ama sen bensizken aynıydın, yokken yalnız.
Bunca zaman sonunda ‘sanıyor’ insan..
Bekliyor ki artık her şey başka
Bekleyişler, beklentiler, ilk bakış..
Her şey aynı kalmış,
Her şey başka..
Bir ben değişmişim, bir sen,
Bir sen aynı kalmışsın, bir ben..
İlk bakışına hasret kalmışım meğer
Her günün ilk bakışına
Her saatin ilk bakışına
Bana bakışına.
Bana “nasılsın” diye sorma!
Bilemiyorum,
İçim acıyor…
(*)
Gündelik zamanların zamansız ışığıydın bende…
Yanıyordun, gözümü alırcasına yanıyordun
Söneceğin düşüncesini karartacak kadar çok yanıyordun,
Beynimde.
Öyle almışsın ki gözlerimin tek kabiliyetini..
Söndüğünde hiçbir şey göremez, seçemez olmuştu
Siyahı çıplak gören gözlerim.
İlk kapattığımda gözümü, senin ışığın vardı içimde
Ve bir tek senin ışığın olduğunda görüyordum
Seni ve senden geriye kalanları
Yanıyordun!
Hayat için ayırdığım zamanı durduracak kadar
Çok yanıyordun.
Yanıyordun, yakıyordun,
Ve benim hiç merhemim kalmamıştı
Ne sana, ne bana.
Gündelik zamanların zamansız ışığıydın bende.
Takvimin günleri daha hızlıydı benden
Ve hızlıydı benim yüreğim, beynime nazaran
Ama yetmiyordu ışığın ne dakikadaki ne de
Bendeki hızına.
Hem, kör gecede sabahlayan günlere
Hem de eşsiz bir ışığın eşiğindeki gölgeye bile
Feda ediyordum,
Kendi elimde yanan,
Ve yalnız elimi aydınlatan ateşimi.
Farkında olmadan fikrin kazınmış nedense,
Bugüne kadar pürüzsüz attığını sandığım kalbime.
Kalbim ki; böyle atmamış
Ve kendi pürüzlerini görmezden gelmemiş şimdiye dek.
Fakat yetmiyor, yetemiyor!
Uymuyor gözlerim, hayatın serap dolu asfalt yoluna!
Kalbim bile benden daha korkak
Ben bile daha çekingenim kendi fikrimden
Ve fikrim bile daha yalnız,
Senin saçtığın ışığın yokluğunda.
Çünkü,
Gündelik zamanların zamansız ışığıydın bende…
Dayanıksız düşüyor, dayanmaksızın düşüyor
Ve üşüyor gecenin arasına sızan her rüzgarda kalbim.
Üşüyor, çünkü sabahın güneşi ısıtmıyor, aydınlatmıyor
Yer kabuğunu ve kabuklaştırdığım duygularımı
İşte bu yüzden,
Işığın en çok gece etkiliyor!
Ve bu yüzden gündelik zamanların zamansız ışığıydın bende.
Ve yetmiyor benim ışığım seni burada tutmaya
Ve yetmiyor benim ışığım, senin gölgeni yaratmaya
Oysa ki benim gölgem benden daha hızlı
Işığına yetişme bazında
Ve bazısı da gölgemden hızlı, yeni ışıklar yaratmaya
Ama yetmiyor yerine bakmaya gözlerim,
Işığın karartmışken gözümü…